Karanlığı Korkuyla Anlamlandırırken
Murat Sayım/Vatan Kitap/15 Ocak 2009

15 yıl önce İstanbul'a doğru yola çıkan bir otobüs Kızdırmak yakınlarında ortadan kaybolmuştur. Unutulmaya yüz tutmuş bu olay, kayıp otobüsün ortaya çıktığı ve şoförünün birine yol sorduğu söylentisiyle tekrar gündeme oturur... Necati Göksel, "Kayıp Yolcu" adlı romanında, karanlığı korkuyla anlamlandırmaya çalışan insan zihnini sorguluyor.
Gizemlilik ve bilinmezlik kendi esrarını yaratıyor. Anlamlandırılamayan olaylar ya da mantığa sığmayan toplumsal yaşantılar İnsan aklında kendi yollarını bulup, mana ediniyor. Böylelikle bireyde başlayıp topluma yayılan bir mit oluşuyor. Kulaktan kulağa dolaşan mucizevî bir olay her duyanın katkısıyla katla-na katlana, çığ gibi büyüyor ve sonunda toplumun omuzlarına yığılıp kalıyor.

Necati Göksel'in üçüncü romanı "Kayıp Yolcu" işte böyle bir mit barındırıyor içinde. Yazar, lisede okuyan ve okul çıkışlarında yerel bir gazetede çalışan akıllı mı akıllı, kıvrak zekâlı Gani'nin macerasıyla baş başa bırakıyor okuru: On beş yıl önce İstanbul'a doğru yola çıkan bir otobüs Kızılırmak yakınlarında ortadan kaybolmuştur. Yolculardan biri de Gani'nin babasıdır. Unutulmaya yüz tutmuş bu olay, on beş yıl sonra, kayıp otobüsün ortaya çıktığı ve şoförünün birine yol sorduğu söylentisiyle tekrar gündeme oturur. Gani'nin çalıştığı gazete, rakip gazetelere inat, haberin üstüne gider. Haberi yerinde incelemek için İstanbul'dan bile bir gazeteci gelir yöreye.

Babasının kaybolmasından sonra amcasına "baba" demekte hep zorlanmış olan Gani, söylentiyi duyunca, gizemi çözmek için gece gündüz, adeta bir gazeteci gibi çalışmaya başlıyor. İnsanlardan uzak yaşayan gizemli bir karakterin (Deli Yılmaz) ağzından çıkanlar ise bilinmezliği daha da esrarengiz hale sokuyor. Halk ise, hem kendi aralarındaki konuşmaları hem de gazetede çıkan haberler sayesinde iyice gerginleşiyor. Bazı geceler, Nohutlu Tepe denilen yerde üç ışığın bir araya gelmesi, söndürmeye çalıştıkça daha da alevlenen ateşler, insanlar arasında mit üstüne mit yaratıyor. Ateşi körükleyenin çocuklar olduğundan bihaber olan insanlar ateşi kutsallaştırmaya başlıyorlar adeta. Kayıp otobüsün sırrını açığa çıkarmaya çalıştıkça, her şey sırlar âlemine gömülüyor...

GERÇEK KAYIP KİM?

Yaşar Kemal'in "Yer Demir Gök Bakır" adlı romanında hurafelere inanan İnsanlar kendilerince bir mit yaratmışlardı. Doğaüstü güçleri olduğuna inanılan Haşhaş kimseyi kendisinin normal bir insan olduğuna inandıramamış, aksine, hurafelere inanan cahil halkın gözünde ermiş katına yükselmişti. Necati Göksel'in romanı da, bilinmezle karşılaşan toplumun mitlere yönelişini sorguluyor. Karanlıkta kalındığında hiçliği korku ve kurguyla anlamlandırmaya çalışan insan zihninin bir örneğini çıkarıyor.

Sade bir kalemi var Necati Göksel'in. Neredeyse minimalist diyebileceğimiz bir anlatımı. Romanda gereksiz yere kullanılmış bir karakter yok. Akıp giden bir kitap. Küçük bir eleştiri: Romanda karakterlerden çok, olaylar örgüsüne yoğunlaşmış Göksel. Betimlemelerinin azlığı yadırganmıyor ama derinlemesine karakter İncelemesine gitmesinin hiçbir sakıncası olmazdı.
Kitabın başlığı ise başlı başına bir muamma; cuk diye oturuyor romana Kayıp yolcu kim? Otobüs kaybolmadan inen bir yolcu mu? Gani'nin babası mı? Gani'nin kendisi mi? Yoksa bu bilinmezlik içinde kendini kaybetmiş, duyduğu her söze inanan halk mı? Okur kendisi karar verecek buna.

Metni orjinal gazete sayfası olarak görmek isterseniz resmin üstüne tıklayın.