Hayat Denen Yolculuk
Esra Açıkgöz/Cumhuriyet Gazetesi/Pazar İlavesi/14 Aralık 2008


Fırtınalı bir gecede İstanbul'a doğru yola koyulan bir yolcu otobüsü Kızılırmak yakınlarında ortadan kaybolur. Yolculardan bir daha haber alınamaz. On beş yıl sonrasına kadar... Kayıp otobüsün bir gece görüldüğüne dair bir söylenti yayılır. Söylentinin sahibi kentin "delisi" Yılmaz'dır. Yine de herkes büyüsüne kapılır ve taşradaki kirli çamaşırlar ortaya dökülür yavaş yavaş. Olayı haber yapan yerel gazete satış rekorları kırarken, yaşananlar ulusal basının da ilgisini çeker...

Necati Göksel'in Altın Kitaplar'dan çıkan "Kayıp Yolcu" adlı kitabı bu hikâyeyi anlatıyor. Tamamen kurgu; ancak çıkış noktaları Göksel'in çocukluk, gençtik yıllarında yaşadıkları. Kasabada geçen çocukluk, İstanbul'da üniversite okumaya başladığında kasabasına dönmek İçin sürekli yapmak zorunda kaldığı otobüs yolculukları... Bunun gibi bölük pörçük anılar yardımcı olmuş kitabın yazımına. "Bir bayram günüydü" diyor, "Ankara'ya geldim, ama İstanbul'a dönüş için otobüs bulamadım. O zamanlar fırsatçılar vardı, yasal olmayan otobüs seferleri düzenliyorlardı. Onlardan birine bindim. Garın dışında. ışıkları sönük bir otobüs... Sanki aslında var olmayan bir otobüsmüş gibi"...

Kayıp Yolcu, hem gerçek bir kayıplığı anlatıyor, hem de toplumda henüz yerini bulamamış insanların ruh hallerini. Sadece bu romanı değil, diğer kitapları, Kara Kadife ve Hayat Askıda'da bir yolculuk söz konusu. Nedeni basit; "Hayat da zaten bir yolculuk. Yaşımız ilerledikçe, hayat değiştikçe farklı farklı şeyler görüyoruz. O yüzden sadece tek doğru benim diyen her türlü ideoloji beni rahatsız ediyor. Açık düşünceden, açık toplumdan yanayım". Kitapta insanların bazı şeylere ne kadar kolay inandıklarını eleştirel bir gözle anlatması da bundan.

Efsane, gerçek, gerçek üstü... Kitapları okuyanı bir sorgulamaya itsin istiyor. Bundan kastı kılavuzluk yapmak değil, sadece bildiklerini insanlarla paylaşmak.Kitapta hiç tarih yok, ancak olaylar örgüsüyle zamanın İzini sürdürüyor Göksel. Faks makinesinin olduğu, ama cep telefonunun olmadığı, her evde telefonun bulunmadığı, gazetelerin tipoyla basıldığı bir dönem bu. Yani 80'li yıllar... Kitabın Yılmaz'ın söyledikleri üzerine oturması ise bir ironi. Ayrıca,Delilerin kutsal sayılmasına da vurgu yapıyor. "Öyle mezarlar vardır ki evliya mezarı diye insanlar dilekte bulunurlar, adaklar adarlar, çoğunda bir deli ya da kimsenin bilmediği biri yatıyordur. Yılmaz, ortak bakıştan farklı bir algılayış ve davranış biçimi olduğundan deli damgası yiyor. Hayattaki bütün algılarımız, inançlarımız, düşüncelerimiz çoğu zaman çocukluktan beri bize öğretilen, belletilen kavramlarla oluşuyor. Şartlanmalarla, beyin yıkamalarla yaşıyoruz hepimiz".

1988'den beri yapımcı olarak TRT İstanbul Televizyonu'nda çalışan Göksel'in yazıyla ilişkisi çocukluğuna dayanıyor. "Anne-babam Almanya'ya çalışmaya gitmişlerdi, ben de tatillerde yanlarına gidiyordum. Orada yaşadıklarımı yazıyordum. İnsanın İçinde bir şeyler olması, kendini ifade çabası olması gerekiyor ki yazsın. Dolayısıyla çocukluktan itibaren vardı bu bende" diyor. Bu ifadenin nereye ulaşacağını hesaplamadan yazıyor, çok satmak gibi bir derdi yok. Yazdıklarının aynı temalardan hoşlanan insanları bulacağından emin. Aksini yapmak elinden de gelmiyor, çünkü o zaman samimi olamaz... Şimdi dördüncü kitabını hazırlıyor. Tarihi bir roman bu. 1599-1600 yıllarında geçiyor. Kraliçe Elizabeth döneminde İngiltere'den Osmanlı'ya doğru bir gemi yola çıkar. Osmanlı sultanına hediye edilecek eski kilise orgunu taşıyan gemide, org ustası, ilk İngiliz seyyahlarından Thomas Dallam da vardır. Dönemin padişahı, 19 kardeşini birden boğdurtmuş 3. Mehmet'tir... Göksel, "O dönem Osmanlılarla ilgili pek bilgi olmadığından, Dallam'ın önyargısı yok. Onun güncesinden hareketle Osmanlı, İngiltere, padişahlık olaylarını anlatıyorum" diyor. Bir de "Çarşambaları bayanlara, diğer günler umuma" diye bir kitap üzerine çalışıyor. "Anadolu'da sinemalar çarşambaları sadece kadınlara açıktı. Erkekler de sinemanın karşısında toplanır, kadınları izlerlerdi" diyor; "Bunun etrafında sinemayı anlatacağım. Ayrıca Hayat Askıda'nın devamını yazacağım".

Metni orjinal gazete sayfası biçiminde görmek için resmin üzerine tıklayın.