NECATİ GÖKSEL
"İyimser şeyler yazabilmekten, bunu başarabilmiş olmaktan mutluyum. Dünya zaten bir buhran cehennemi, bunu derinleştirmenin faydası yok."


Başak Ümit/Varlık Dergisi/Ağustos 2005-Sayı:1175
*"Kara Kadife" sizin ikinci romanınız... Her romanın bir başlangıç anı vardır; belki elinize kalem varken, belki de uzun bir yolculukta... Ama "Kara Kadife" gibi katmanlı romanların, yazarı ile çok daha eski bir geçmişi olduğunu düşünürüm ben... Ne dersiniz? Sizi, "Kara Kadife"nin kurgusu ile yan yana getiren neydi?

-Yaşadıklarım, ilgi alanlarım ve elbette beslendiğim kaynaklar bu romanı doğurdu. Hiçbir eser onu yaratanın hayat serüveninden soyutlanamaz, Kara Kadife de benim yaşadıklarımdan izler taşıyor şüphesiz. İzler ve gölgeleri bir esere dönüştürebilmek onu yaşayan için bir zevk. Fakat "eser" kelimesini ben değil okuyucu kullandığı zaman bu dönüşüm tamamlanmış olacak.

*"Kara Kadife"nin önemli bir özelliği de iki ana kahramanının olması... Bununla birlikte romanda görsellik de oldukça ön planda... Önce kahramanlarınızdan konuşabilir miyiz? Zenit ve Nergal romanın başlarında karşımıza iki öğrenci olarak çıkıyorlar. Roman boyunca, bu iki gencin nasıl değiştiklerini, hayata karşı nasıl farklı roller üstlendiklerini görüyoruz.. Kimdir bu gençler?

- Onlar kısıtlanmışlıkların ortasında dönüşen ve kendilerini yaratan gençler. Taşradan geldikleri için metropol onları boğar. Sokağa çıkma yasağının hüküm sürdüğü bir güvensizlik ortamı içinde bulurlar kendilerini. Yaşadıkları ya da tanık oldukları şiddet içlerindeki kırılmayı artırır. Kültürel çatışmaların yoğun olarak yaşandığı ve üstelik lümpenlik deryasında yüzen bir Beyoğlu'da hayatlarını sürdürürler. Fakat tüm bu bulanıklığın ortasında kendilerine bir yol bulurlar. Bulantı onları boğmamış, aksine şiddeti bir araç olarak kullansalar da, kendilerini yeniden tanımlayabilmişlerdir. Çünkü onlar insan varlığının niteliğinden önce geldiğini ve niteliği dönüştürebildiğini kavramışlardır. Belki de onların kendi şartlarından kaynaklanan esneklikleri bunu sağlamıştır.

*Zenit ve Nergal'in değişen hayatlarını kurgulayan sizsiniz... Bu rolleri onlara biçerken -kurgularken- neler düşündünüz? Daha doğrusu, iki gençten iki kahraman -kötülere karşı iyileri koruyan- yaratırken aklınızdan neler geçiyordu?

- Ben üniversite yıllarımda öyküler karalarken hep kötümser tablolar çizerdim. Ne var ki, okumaktan, izlemekten zevk aldığım eserler hep iyimser ve umut dolu olanlardı. Şimdi ise ne kadar karanlık olursa olsun, iyimser şeyler yazabilmekten, bunu başarabilmiş olmaktan mutluyum. Dünya zaten bir buhran cehennemi, bunu derinleştirmenin hiçbir faydası yok. İnsanların içindeki ışığı artırdıkça dünya da değişebilir. Artık Kafka'vari şeyler yazmaya çalışmıyorum, insanın varlığının esas olduğunu ve ne kadar yuvarlanırsa yuvarlansın yeniden kalkıp, dikilip, yürüyebileceğine inanıyorum. İnsanın bedeni balçıktan yapılmış olabilir, ama ruhunun ışıktan yapılmış olması gerek. Yoksa balçıktan bir adam yapmanın ne anlamı olabilir ki; çamur yerinde de çamurdur.

*Onların -az önce söylediğim gibi- birer kahraman olduklarını söyleyebilir miyiz?

-Kahramanları öyle olmayanlardan ayıran -bence- temel fark kendi canları yanmasa bile kötülüğe karşı harekete geçebilmeleridir. Yılan ancak kendisine dokunduğunda harekete geçenler kahraman sıfatını haketmez. Evet, Zenit ve Nergal birer kahraman ve kendilerini yeniden yaratarak bu kahramanları ortaya çıkardılar.

*"Kötülük ve iyilik" temaları romanın eksenine yayılmış görünüyor. Sizin, romanın kurgusundan yola çıkarak bu temalar için neler söyleyebilirsiniz? İyilik nedir? Kötülük nedir?

-İyilik ve kötülük kavramları bizim içimizde var mıdır? Sonradan mı öğreniriz? Bu kavramlar öncelikle ve yalnızca insani kavramlardır. Ağaçların ve hayvanların dünyasında bu kavramlar yoktur. Eğer sadece ve sadece "kendisini başkasının yerine" koyabilme vasfı gelişmiş insanlar olabilseydik, böyle bir tarif yapmama gerek kalmazdı. Öyleyse buradan hareketle yapayım: Bir kuş acımasızca öldürülürken kuş olabilen, yemyeşil bir ağaç anlamsız yere ortadan ikiye bölünürken ağaç olabilen, bir canlı açlıktan kıvranırken lokmasını yutamayan insan iyi bir insandır. O insan hangi zamanda, hangi bedende, hangi türde dünyaya gelebildiğinin kendi iradesiyle olmadığını bilen, alternatif bir hayata doğabileceğini bilen insandır. Bunu yapamayacak kadar zihinsel açılım anlamında nasiplenmemiş kişilerse kötülerdir.Kötü kendisinden kaynaklanmayan nitelikleri için övünebilir ve kendisini ayrıcalıklı sanabilir; rengiyle, güzelliğiyle, soyuyla... çabalamadan elde ettiği nitelikleriyle övünebilir ve kendisinden farklı olana acımasız davranabilir. İyi bir insan sadece iyiliğin ne olduğunu bilen değil, kötülerin dünyayı kendi anlayışlarına uygun bir cehenneme çevirmemeleri için savaşan insandır. Pasifçe beklemez, karanlığa karşı karanlık kadar dirençli olabilir.

İnsan dünyaya gelmeden önce de güçlü gücünün yettiğine hükmediyordu. İnsan geldikten sonra da böyle olacaksa, insan ne arıyor ki burada; dönsün geldiği çamura.

*Romanda birtakım felsefi açılımlara da rastlıyoruz... Bunun yanında 'nurculuk' da romanda karşımız çıkan bir diğer ilginç açılımlardan biri... Sanırım bu soruya hazırlıklısınız. Kahramanlardan birinin geçmişinde nurculuk ile çok yakın olmasa da ilişkisi var...

-Nurculuk, romanın konusu ya da irdelediği bir olgu değil. Nihat karakteri ölümüne bir işkenceye maruz kalır. Çünkü, yaşadığı evin adresini veremez. Kendisi nurcu değildir, ama Nurcular kendisini misafir etmektedir. Misafiri olduğu insanlara karşı doğal olarak minnet duyar ve kaldığı evi söylemeyi reddeder... Elbette eserdeki başka ayrıntılar gibi bu bölümlerde de gerçek hayattan yararlandığım oldu. Fakat kitaba bir bütün olarak bakıldığında 'hayat' değil, 'roman' olduğunu belirtmem gerekir.

*Kara Kadife, devam edecek bir dizi gibi... Aksiyonu bol, dediğimiz gibi görselliği yüksek... 'Şiddet' unsurunun da dikkat çekicek kadar yoğun olduğunu görüyoruz. Romanda şiddet unsurunun kullanılması konusunda neler söyleyeceksiniz... Bu durum, Kara Kadife'nin kurgusunu güçlendiriyor elbette..

-Benim hayatta yapmak istediklerimin başında edebiyat ve sinema gelir. İlk kitabım, "Hayat Askıda" ile ilgili çıkan yazılarda da kitabın anlatımı övülmüş, sinemasal bir akışkanlığa sahip olduğu vurgulanmıştı. Kitaplarımdaki yoğun görsellik; tüm resmin adeta gözlerinizde canlanması ve eleştirmenlerin deyimiyle 'zaman ve mekan tasvirlerinin hiç aksamaması' biraz da benim sinemasal bakışımla ilgili. "Kara Kadife" ikinci romanım. İlk romanım "Hayat Askıda" gibi bu da sinemaya uyarlanabilecek nitelikte. Fakat görebileceğiniz gibi eğer bir gün kaynak bulup film haline getirebilirsem hızlı tempolu filmler olacak. Belki, bizim sinemamızda pek rastlanmayan birkaç türün karışımı gibi olacak: Düşünsel derinliği yanında, kara film, gerilim ve aksiyon türünün karışımı.
Umarım, sinema dünyasından da bu kitapları okuyan birileri çıkar.

*Romanın ön hazırlıkları içinde birtakım araştırmalar da olmalı... Kara Kadife'de özellikle üzerine araştırma yaptığınız konular var mıydı?

-Mesela yay yapımı ile ilgili epeyce kaynağa göz attım. Romanda en uzak mesafeye ok atabilen yayların Türk yayları olduğunu yazdım. Bunu İngiliz kaynakları söylüyor, Türk yayları en etkili yaylardır. Bu konuda kimi Akademik çalışmalardan dahi yararlandım. Yine demirden yapılmış olan ve bir prefabrik yapı özelliği gösteren Bulgar kilisesi ile ilgili yerinde çalışmalarım oldu. Ayrıca kitapta Zenit'in stüdyosu olarak geçen 439 numaralı bina, fotoğrafçılığın tarihini bilenler için bir çağrışım yapacaktır. Elbette İstiklal Caddesindeki "Piyung" isimli lokanta hayali bir mekan ama, aslında orası lokantadan öte bir yerdir. Hem hayal ile gerçeğin sınırlarını bulabilmek mümkün mü?. ve bu iki kavramın bazen yer değiştirdiğini bilmeyen var mı?

Yazıyı orjinal dergi sayfası biçiminde görmek için resimlerin üstüne tıklayın.