İyi, Kötü Ve Beyoğlu
Başak Ümit/Radikal Kitap/15 Nisan 2005

'İyi' ve 'kötü' arasındaki çizgiyi katmanlı bir kurgu ile dile getiren 'Kara Kadife', felsefi derinliği olan bir yapıt. Kitap, kara roman ve aksiyon türünün karışımı olarak ilginç bir okuma sunuyor.
İyi bir insan sadece iyiliğin ne olduğunu bilen değil, kötülerin dünyayı kendi anlayışlarına uygun bir cehenneme çevirmemeleri için savaşan insandır. Pasifçe beklemez, karanlığa karşı karanlık kadar dirençlidir.
Beyoğlu'nun karşımıza bir kahraman olarak çıktığı romanlardan biri Kara Kadife. Son dönem yayımlanan romanlarda sıkça karşılaştığımız 'Beyoğlu' figürü, Necati Göksel'in romanına şekil veren temalardan biri; İstanbul'un bir yanı ile 'varoş'unu içinde saklayan bir yanı ile 'entelektüel' damarını besleyen bu eski semt, iyi ile kötü arasında ilginç bir bağ kuruyor. Göksel, Kara Kadife'de tam da bunu yakalıyor işte! 'İyi' ve 'kötü' arasındaki ince çizgiyi katmanlı bir kurgu ile dile getiren roman, felsefi derinliği yanında, kara roman, gerilim ve aksiyon türünün karışımı olarak ilginç bir okuma sunuyor.
Kara Kadife, Zenit'in bir 'kötü'yü cezalandırması ile başlar; gerçek kimliğini yıllar önce Zenit adı ile değiştirmiş olan genç adam, çoktan 'iyi'leri koruma rolünü üstlenmiştir. Muhtemelen Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde, bir kaçırma olayı gerçekleşmiştir. Kaçırılan kişileri kurtarmak için geç kalan Zenit, kötünün hak ettiği cezayı, bir süre sonra kendi mekânlarında verir: Dünyanın en bilinir gerçeği bir kez daha işleyecek, Zenit, kötüyü kötülükle -ölümle- cezalandıracaktır. Bu bölümün arka fonunda ise mafya ilişkileri, şehrin değişen kanunları, kirli para ve diğerleri vardır. Bir yandan bugünün Zenit ve Nergal'ini anlatan roman, bir yandan da iki genç insanın geçmişine doğru uzanır. Geçmişin izlerinde yaşlı bir Levanteni, öldürülen oğlunu izlerken, romanın çatısını yavaşça örer Necati Göksel.
'Şiddettin rolü'
Orta yaşlı oğlunu, Beyoğlu'nun büyüttüğü kin, nefret ve karanlık yüzlü simalarından birine kurban veren kadın, acısını hafifletmek için iki genci koruyucu olarak seçer kendine. Nergal ve Zenit, aslında pek de hazırlıksız değildir bu 'kahramanlık' görevine. Gençlerden birinin başından geçen bir tutuklanma olayı romanın 'iyilik' ile 'kötülük' zeminini oluştururken, Göksel'in incelikli kurgusu genç adamların eylemlerine 'Tanrısal' bir boyut da kazandırır. Katil ile kahraman arasındaki incecik çizgi ise okurun sağduyusuna bırakılır.
İki kahramanı vardır Kara Kadife'nin; Zenit ve Nergal. Görsel anlatımın ön planda olduğu romanın göze çarpan bir diğer yanı da 'şiddet'in ana temada üstlendiği rol. Zenit ve Nergal, romanın ilk sayfalarında birer öğrenci olarak çıkar karşımıza. Roman boyunca, bu iki gencin nasıl değiştiklerini, hayata karşı nasıl farklı roller üstlendiklerini görürüz; onlar, kısıtlanmışlıkların ortasında dönüşen ve kendilerini yaratan gençlerdir. Taşradan gelmişlerdir ve şehre geldikleri andan itibaren metropol tarafından kuşatılırlar.
Sokağa çıkma yasağının hüküm sürdüğü bir güvensizlik ortamı içinde bulurlar kendilerini. Yaşadıkları ya da tanık oldukları şiddet içlerindeki kırılmayı artırır. Kültürel çatışmaların yoğun olarak yaşandığı, üstelik lümpenlik deryasında yüzen bir Beyoğlu'nda sürdürürler hayatlarını. Bir sürü şoku üst üste yaşarlar. Fakat tüm bu bulanıklığın ortasında kendilerine bir çıkış yolu bulmayı başaracaklardır. Bulantı, onları boğmamış aksine şiddeti bir araç olarak kullansalar da, kendilerini yeniden tanımlayabilmişlerdir. Çünkü onlar insan varlığının niteliğinden önce geldiğini ve niteliği dönüştürebildiğini kavramışlardır. Böylece, iki genç, iki kahramana dönüşür: Artık onlar; iyileri, kötülere karşı koruyan kahramanlardır!
Yazar, bu durumu şöyle anlatıyor: "Ben üniversite yıllarımda öyküler karalarken hep kötümser tablolar çizerdim. Ne var ki, okumaktan, izlemekten zevk aldığım eserler hep iyimser ve umut dolu olanlardı. Şimdi ise ne kadar karanlık olursa olsun, iyimser şeyler yazabilmekten, bunu başarabilmiş olmaktan mutluyum. Dünya zaten bir buhran cehennemi, bunu derinleştirmenin hiçbir faydası yok. İnsanların içindeki ışığı artırdıkça dünya da değişebilir. Artık Kafkavari metinler yazmaya çalışmıyorum. İnsanın varlığının esas olduğunu ve ne kadar yuvarlanırsa yuvarlansın yeniden kalkıp, doğrulup, yürüyebileceğine inanıyorum. İnsanın bedeni balçıktan yapılmış olabilir, ama ruhunun ışıktan yapılmış olması gerek. Yoksa balçıktan bir adam yapmanın ne anlamı olabilir ki; çamur yerinde de çamurdur... Zenit ve Nergal'in kahramanlıklarına gelince... Kahramanları diğerlerinden ayıran temel fark bence kendi canları yanmasa bile kötülüğe karşı harekete geçebilmeleridir. Yılan ancak kendilerine dokunduğunda harekete geçenler kahraman sıfatını hak etmez. Evet, Zenit ve Nergal birer kahraman ve kendilerini yeniden yaratarak bu kahramanları ortaya çıkardılar."
Kara Kadife, sadece iyi-kötü zıtlığının üstüne oturan düz bir kitap değil. Katmanlarında açık ya da örtülü ilginç göndermeler var. Örneğin, işkence direğinden kendisini Tanrının kurtardığını düşünen Nihat'ın, bir kilisedeki İsa tasvirine uzun uzun baktığı bölümde, bulantı, Piyung gibi kimi sözcüklerin kullanımında, hatta kitabın kahramanlarından Nergal'in isminde bile ilginç çağrışımlar ve bilinçli tercihler söz konusu. Bir romanı roman yapan esaslı unsurlardan biri de katmanları aralandıkça esas okumaya paralel farklı okumalar ve algılamalara yol açabilecek derinlikler taşıması. Kara Kadife, içerisinde bu katmanları barındıran bir eser.
Yazıyı orjinal dergi sayfası biçiminde görmek için resmin üstüne tıklayın.