Hayat Askıda
Ufuk Selçuk/Varlık Dergisi/Haziran 2004

Hayat Askıda, Necati Göksel'in ilk romanı. Necati Göksel 1965 doğumlu, Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü'nden mezun. 1988'den beri TRT İstanbul Televizyonu'nda program yapımcısı ve yönetmeni olarak çalışıyor ve bir çok televizyon programına imza atmış. Bu sınırlı bilgi ile kitap ele alınınca yeni bir yazarla karşılaşmanın uyandırdığı sınırlı merak dışında bir duygu uyanmıyon insanda.İdare, kamu yönetimi,TRT gibi pek popüler olmayan kavram ve kurumları da işitip, ağır, resmi, kravatlı bir devlet romanı beklerseniz yanılırsınız. Romandaki bazı tiplerin devlet karşıtı olduğu bile rahatlıkla söylenebilir.

Romanın kahramanı Metin çalıştığı şirkete ve sevdiği kadına sadakatle bağlı, evrensel değerlere inanan ve yaşamını bunlara göre kurmaya çabalayan, sevgilisi tarafından erdemleri zayıflık gibi görülerek örselenen içine kapanık bir yazardır. "Bilinen bir eseriniz var mı?" sorusuna, "pantolon, diş macunu, kepek şampuanı, gazoz...Daha bir sürü şey yazdım böyle. Fakat henüz bir kitap yazmadım." (s.8) diye cevap verebilmektedir ancak.

Ekonomik kirzden sonra Metin'in çalıştığı şirket iflas eder. İşsiz kalan Metin sevdiği kadın tarafından da terkedilir. Yalnız ve parasız, elinde kalanları bit pazarında satarak yaşamaya, daha sonra farkına varmadan, ölmeye çalışır. Dibe vurduğu anda herşey tersine döner. Sevgilisi ona döner ve ona bir iş bulur. Batık bir bankanın patronunu takip edecektir. Başlangıçta tereddüt eder ama takip ettirenler banka sahibinin ailesi olunca ve teklif edilen ücret cazip gelince içinde olduğu çıkmazdan kurtulmak için çaresiz kabul eder.

Metin takip görevini kabul ettikten sonra yaşananlar hakkında fazla bilgi verilirse kitabı okumakta olanların heyecanı zedelenebilir endişesiyle öykünün devamını özetlememeyi tercih ediyorum. Ancak şu söylenebilir: İşsizlik, ekonomik kriz, batık bankalar ve sahipleri gibi güncel konuların fon oluşturduğu romanda bir ilk romandan beklenmeyecek denli sağlam bir kurgu, temiz bir dil, ve yapaylıktan uzak karakterler var. Takip sırasında Metin'in başına gelenler, bir macera filmiyle boy ölçüşebilecek cinsten olaylar. Kitap sinemaya uyarlanırsa çok da güzel olur, ancak alelade bir macera veya polisiye filminden ve bu türden kitapların bir çoğundan hayli farklı olarak kitapta yeralan karakterlerin geçmişi, değerleri, amaçları var ve eylemleri de bunlarla uyumlu. Karakterler inandıklarını söylevlerle değil, yaptıklarıyla, yaşadıklarıyla kendilerini ortaya koyuyorlar ve bu özellikleri onları yapaylıktan kurtarıp yaşayabilirliği mümkün tipler haline getiriyor. Roman tiplerinden bazıları, kendilerini yazması için romandaki yazara, Metin'e izin vererek gerçeklik hissini iyice kuvvetlendiriyorlar.

Romanda zaman zaman, "ilginç bir tip, burada bırakmasaymış keşke" diye düşündüğünüz oluyor. Ancak tam unutmaya başladığınız yerde o tip tekrar karşınıza çıkıp öykünün bütünü içindeki esas yerini alıyor.

Sürekli geri dönüşlerle ve geride kalanları daha net görüntülerle önünüze çıkararak ilerleyen bir öyküleme var. Yazar kötü diye lanetlemeden, iyiliği ortada olanları da yüceltmeden konuyu işleyebilmekte de başarılı. Romanda iyiliklerin de, kötülüklerin de dolaysız muhatabı olan Metin'in güvensizliğe varan şüpheciliği bu iş için gerekli imkânı sunuyor yazara.Metin genellikle en kötü muamele karşısında bile sinirlenmekten çok kötülüğü yapanın hali yüzünden acı çekmeyi yeğliyor. Bu iyilik halinin fazlaca kurgusal olduğunu düşünüyorsanız Metin'in de yanı başındaki hayatlara (şoförlüğünü yapan Erdal'a) uzun süre kayıtsız kalabildiğini, üstün olduğu durumlarda sinirlenebilip, bağırdığını (arkadaşı ölen, korkmuş uyuşturucu satıcısına), onaylamadığı işlere refakat edebildiğini, hatta adam öldürebildiğini ve öldürdüğü adamın paralarını aldığını okuyabilirsiniz. Bir de yaptıran var tabii, bu suçlar için onu mecbur bırakan kişiye söylediği ve şiddet kullanmasının gerekçesini açıklayan sözler şöyle: "O anahtar iyi niyetin kilitleri açmadığı zamanlarda kullanılıyor. O benim evimin ve hayatımın anahtarı..."(s.259)

Metin bir çok şeyi sorgulama becerisine sahip. Her zaman net sonuçlara ulaşamasa da zeki. Ancak başına gelenlerin genel sebepleri hakkında fazla fikir yürütmüyor. Tartışma imkânı doğduğunda susuyor, düşünceleri genel sebeplere doğru gitmiyor ya da kaçamak cevaplar veriyor, çünkü Metin ancak sıkıştırıldığı oranda, kendisine başka bir imkân tanınmadığında gerçekle yüzleşmeyi, mevcutla çatışmayı göze alabiliyor. İşsizlik, ekonomik kriz, batık bankalar ancak onu etkilediği oranda onun sorunu. Romanda bir macera romanından beklenecek herşeyi fazlasıyla bulabilirsiniz,ancak kriz, işsizlik gibi kelimelere bakıp da bir toplumcu gerçekçi romanla karşılaştığınızı sanmayın. Metin ancak başka çaresi kalmadığında "Birisi hayatım üstüne zar atarken, korkakça çekilip gidemem." (s.243) diyebiliyor. Kısacası o bilinen anlamda bir trajedi kahramanı değil. Ona dokunan olmasa durduğu yerde sessiz sakin kendi kendine ölmeye razı, değerleri var ama başkaları onu öldürmeye kalkmadıkça kahraman olmak derdi yok. Ölüm tehlikesi geçince de tekrar sakin bir hayatı seçiyor. Bu da gerçekçi bir yaklaşım. Metin böyle, o fazla incelenmediği sürece duygusal, saf, iyi niyetli biri. Ama Metin'in eksik bıraktığı eleştiriyi yer yer diğer tipler dillendiriyor. Karşılaştığı işsiz bir arkadaşı insanları ve geleceği öğütenlerin "durağan zekalılar ve köşe dönücüler" olduğunu, bir başkası "kravatlılardan önce çalmanın hak" olduğunu savunuyor, başka biri "Ne devleti ulan! Devlet başta bu pezevenkler leşte. Bunlar denetlemek ve ceza vermek için yaşar" diyor. Bir iş adamının ruh hali ise batık banka patronunun ruh hali anlatılarak ortaya konuyor ki, bence kitabın en eleştirel tarafları bu bölümlerde saklı.

Aynı Metin uygun bir vesileyle kısa bir masal anlatıyor: Rüyalarındaki vaade uyarak kendisin sevdiği kadına götürecek Mutluluk Tramvayı'nı bekleyen bir adam varmış. Adam tramvaylardaki yazıların semt adı olduğunu bilmezmiş. Aradığı kadınsa her gün bir sonraki tramvay durağından herhangi bir tramvaya binerek işe gidermiş. Aralarındaki mesafe yürüyerek beş dakika sürermiş. Adam hep aynı durakta tramvayı beklermiş. Halbuki bir yürüse o kadınla karşılaşacakmış.

Metin, bu romanda yürümeyi öğreniyor. Önce ölümüne, sonra hayatına. Şansın yardımıyla kendi hayatını askıdan indirip yaşamaya başlıyor. Darısı diğer hayatların başına...