Suçlular Aramızda
A.Ömer Türkeş/Radikal Kitap/5 Mart 2004

Necati Göksel, 'Hayat Askıda' ile geniş bir kesime seslenen polisiye kalıplarını kullanarak, romanını yerlileştirmeyi başarmış

Bu yıl polisiyeseverleri memnun edecek bir seyir izliyor. Yılın ilk iki ayında yayımlanan Celil Oker'in 'Çıplak Ceset', Alper Canıgüz'ün 'Oğullar ve Rencide Ruhlar', Osman Aysu'nun 'Saklı Gerçek', Can Giray'ın 'Bor Büyüsü' ve Necati Göksel'in 'Hayat Askıda' romanlarında polisiye edebiyatın farklı eğilimleri sergilendi. Doğrudan türe dahil olmayan romanlarda bile kullanılmıştı polisiye motifler. Mesela Şefik Asan'ın bir aydının 12 Eylül sonrasında düştüğü can pazarını anlattığı 'Kaçış: Bir Siyasi Firarinin Not Defterinden' romanında siyasi meseleler -Dr.Kimble ile Komiser Gerard arasındaki kovalamacayı hatırlatan kaçış hikâyesinin yanında çok sönük kalmıştı. Murat Gülsoy'un 'Bu Filmin Kötü Adamı Benim'de ise cinayet insanları suça sevkeden tutkuları, insan psikolojisinin derinliklerindeki öfkeyi ve kötülüğü sorgulamanın aracı olarak çıkıyordu ortaya.
Necati Göksel, ilk romanı 'Hayat Askıda'da bir dizi cinayete sahne olan heyecanlı bir kovalamacayı anlatıyor; hikâyenin kahramanı Metin, reklam sektöründe çalışırken kriz sonrası işini, işiyle birlikte hayallerini de kaybetmiş genç bir adam. Üstelik sevgilisi Deniz tarafından da terkedilmiş. Kış mevsiminin bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü bir gece vakti, neredeyse bilinçsizce sürüklendiği sevgilisinin evinin önündeki parkta gözleri kapanacak, bilinci yerine geldiğindeyse hayatı bambaşka bir yöne savrulacaktır. Çünkü Deniz, yeniden kucak açmış, bir de iş bulmuştur Metin'e; dolgun bir maaşla Hanay Holding'in sahibi Cemal beyin oğlu Ali Hanay'ı izleyip rapor vermesi istenmektedir. İşi kabul etmeme lüksü hiç olmayan Metin, yanına verilen genç şoför Erdal'la birlikte yola koyulacaktır.
Holdingin batık bankası nedeniyle polisçe aranan Ali Hanay'ı İzmir'de bulan ikili, müflis işadamının peşinde önce Kuşadası'na uzanıyorlar. Metin'in otelde şarkı söyleyen ilk gençlik aşkı Selinay'a rastlamasıyla hikâyede duygusal kıpırdanmalar da başlıyor. Ne var ki, kış mevsiminin huzurunu yaşayan Kuşadası'nın sakin ve pastoral havası uzun sürmeyecek, Metin ve Erdal, avcıyken ava dönüşecek, canlarını kurtarmak için esrarengiz bir adamın, Selahattin'in çiftliğine sığınmak zorunda kalacaklardır. Metin, attıkları her adımın kendilerini izleyenler tarafından biliniyor olması karşısında, onları Ali Hanay'la takiple görevlendiren holding yöneticilerinden, hatta Deniz'den bile şüphelenmektedir şimdi. Bu arada Selinay'la iyice yakınlaşmışlardır.
Bir polisiye okuma zevkini veren 'kim, neden, nasıl' sorularının yanıtını ifşa etmemek için hikâyenin özetini burada kesmek zorundayım. Aslında Metin'in içine düştüğü muammanın suçlular tarafını kestirmek okuyucu için pek zor değil. Çünkü Necati Göksel'in seçtiği tarz polisiyelerin can alıcı noktası muammanın çözümüne odaklanmaz. Önemli olan, okuyucuyu başlarına neler geleceğinden bihaber, biraz da saf roman kahramanlarıyla birlikte yollarda dolaştırmak, tehlikeli bir maceranın atmosferini teneffüs ettirmektir.

Polisiye Kurgunun Dengesi

Necati Göksel, Hollywood sinemasının da etkisiyle klasik ya da klasik sonrası katıksız dedektif romanının gördüğü ilgiden çok daha geniş bir kesime seslenen polisiye türünün kalıplarını yerli yerinde kullanmış, son yıllarda sıklıkla tanık olduğumuz batık banka vakalarından aldığı ilhamla yerlileştirmiş, ancak ilk polisiye roman yazımının zaaflarından bütünüyle sakınamamış. 'Hayat Askıda'nın zaafları hikâyeye katılan fazlalıklar. Mesela Sökeli mucit Salim Usta ve onun uzaylılardan aldığı sinyaller, masum suçlu Selahattin Bey ve soygunları kuşkusuz ki romana daha çok heyecan şırınga etmek için eklenmişler, ama istenen etkiyi yaratamıyorlar. Tersine hem hikâyenin akışı kesiliyor hem de inandırıcılığı zedeleniyor. Oysa bu türün ustalığı inanılırla inanılmazı, ciddi ile kaygısızı ince bir biçimde bir araya getirmektir. Necati Göksel, bütün dikkatini Ege sahillerini fon alan iz sürme hikâyesi üzerine yoğunlaştırsaydı sanıyorum daha çarpıcı bir romanla çıkmış olacaktı karşımıza.
'Havada Bulut' romanında benzer bir konuyu işleyen Meksikalı polisiye ustası Paco Ignacio Tabio, ülkesindeki kara para ekonomisinden yola çıkarak toplumun düşünce ve yaşam tarzlarını sorguluyor, suçun toplumsal görüntüsünü ürpertici bir çıplaklıkta ortaya koyuyordu. Yerli polisiyelerde henüz böylesine radikal çıkışlar göremiyoruz. Gerçi Necati Göksel de malzemesini gerçek hayattan çıkarmış, zengin ve saygın kesimden insanların diğerleriyle kesiştiği anları -Celil Oker gibi kriminalleştirmiş, ama o da suçun ekonomik, siyasal ve toplumsal boyutlarıyla yeterince ilgilenmemiş. Belki de bu nedenle fazlasıyla iyimser -bestsellere yakışan bir sonla bitiriyor romanını.
Buraya kadar polisiyenin sınırları içinde kaldık, biraz da romanın edebi özelliklerinden söz etmek istiyorum; Necati Göksel, çok rahat anlatmış hikâyesini; iç ve dış diyaloglar kadar karakter, mekan ve olay tasvirleri de hiç aksamıyor. Belki de tek eksikliği diğer roman kişileri üzerinde fazla durmayışı, ama pek çok romanda karşılaştığımız bunalımlı küçük burjuva tipini de Metin üzerinden bütün değer, duygu ve düşünceleriyle iyi canlandırıyor.
Raymond Chandler'in ifadesiyle "cinayeti sırf ortada bir ceset olsun diye değil, gerçek bir nedenle işleyen insanlar"ın aldığı romanlardaki artış polisiye edebiyatımızın geleceği açısından umut vaadedici.